EMİRDAĞ’INDA GİRİŞİMCİ YARATMAK
Emirdağ’ın coğrafik konumunu tanımlayacak olursak; Afyonkarahisar’a bağlı bir ilçe, merkeze 66, Eskişehir'e 110, İzmir'e 378, Ankara'ya 195 km uzaklıkta, kış nüfusu 20–25 bin, yazın ise 100 binin üzerine çıkan, tanımlanması zor, çelişkilerle dolu ilginç bir ilçe.
Eskişehir yönünden ilçeye girerken ana yolun sağında, insanı etkileyen ve şiddetli bir merak uyandıran lüks villalar, biraz içerilere girince klasik bir orta Anadolu kasabasının özelliklerini taşıyan bir yerleşim. Merkezde; bir şehir meydanı, meydana çıkan beş ya da altı cadde, caddelerin derinliği yüz metreden daha az, ilçenin en yüksek yerinde ise, bir yüksek okul.
2007–2008 eğitim yılında orada görevli bir arkadaşımın daveti üzerine; hem ilçe, hem de okulla tanıştım. Okul müdürünün dışında, kariyerli çok az öğretim üyesi var, genellikle dışarıdan temin edilen öğretim görevlileri ile eğitimi sürdürmeye çalışıyorlar. Cuma günlerimi bu okula ayırmaya, bir hizmet, bana bugüne kadar yatırım yapan Devletime bir borç ödeme ve de en önemlisi kürsüye olan tutkum nedeniyle ders vermeye karar verdim. İki yıldır büyük bir keyifle bu okulda iktisat dersleri veriyorum.
Klasik bir eğitim anlayışında, programa uygun bir formatta dersini verir geçersin. Hem de üst düzeyde bir bilgiyi aktarır, 18 yıllık bir deneyimi keyifle derslerine yansıtır bir daha göremeyecekleri bir “hocayı” onlara sunar döner gelirsin. Hocalığım konusunda hiç mütevazı olmadım, görevini tam yapmak, aldığımın karşılığını vermek beni tatmin etmiyor. Her zaman daha fazlası ne olabilir, dersime giren öğrencilerimden kaçına dokunabilirim, önlerinde uzanan bin bir girdapla dolu yaşamlarında kullanabilecekleri ne tür şeyler yükleyebilirimin peşinde oldum. Geçen dönem onlardaki mutsuzluk, geleceğe bakışlarındaki karamsarlık beni çok etkilemişti. Dönem sonunda, onlara yaşamlarında kullanabilecekleri bir yol haritası hazırlamaya karar verdim. Bir seminer konseptinde, onlarla empati yaptığım “Kişisel markanı yaratmak” başlığı ile sunduğum bir çalışmanın, onlar üzerinde sihirli bir etki yaptığını fark ettim.
Bir Cuma günü öğrencilerim “Eskişehir’de bir seminer var ona katılmak istiyoruz ama maliyeti çok yüksek” dediler. Onların çaresizliği, bir şeyler yapabilme gayreti ama ekonomik çaresizlikleri beni çok etkiledi. Arkadaşlar ben bir gecemi Emirdağ’da geçirmeye varım, yarın sizlere öyle bir seminer vereceğim ki, Eskişehir’e gidenler bile pişman olacaklar dedim.
Cumartesi günü saat onda 12 de başlayacak seminerime hazırlanmak üzere okula gittim. Projeksiyonu hazırlarken üç genç kız salona girdi. “Hayırdır bu saatte ne işiniz var “ diye sorduğumda, tüm okul gelecek yer kapmaya geldik dediler. Ben 60–80 arasında bir grubun geleceğini düşünüyordum. Okul yöneticilerine kapasiteyi sorduğumda 100–120 kişiyi salona alabileceklerini söylediler. İlan edilmemiş, planlanmamış bir seminere akın akın gelmeye başladılar. Semineri 12 de başlatmayı planlamıştım fakat gelenleri yerleştirmek, diğer sınıflardan sandalye indirmek, özetle salonu düzenlemek 12.30’a kadar sürdü. İçim kıpır kıpır, birazda korkuyla gelişmeleri izliyordum. Seminerlerde en büyük korkum katılımcıların konsantrasyonumu bozma ihtimalleriydi. Sadece başlangıçta bir kez uyardım. Onuncu dakikada bir ara vereceğimi kalabalıktan ya da benden sıkılanların çıkmasına izin vereceğimi söyledim ve seminere başladım. Salonda 150–200 kişi, kapının dışından dinleyen birçok öğrenci finale kadar çıt çıkarmadan izlediler.
Muhteşem bir final yaptım, sözlerimi bitirdiğimde salonda birçok insana dokunduğumu hissediyor, gözlerindeki ışıltıdan, yüzlerindeki “ben değişeceğim”, “ben farklılaşacağım”, “ben verilen reçeteyi bu gece uygulayacağım” diyen ifadelerle bana gülümsediklerini görebiliyordum. Beni otobüse kadar onlarca öğrenci uğurlamaya geldi, mutluluktan ağlayabilirdim. İçimden ”işte bu”; enflasyondan, işsizlikten, küresel krizi anlatmaktan daha önemli bir şey yaptın, bazılarını değiştirdin dedim.
Bir hafta sonrasını iple çekiyor, seminerde önerdiğim uygulamaları, kaçının yaptığını öğrenme arzusu ile tutuşuyordum. Sınıfıma girdiğimde on-on beş öğrenciyi bulunca yıkıldım. Derslerimde devam mecburiyeti uygulamayan, gerçekten benden yaralanmak isteyenlerin gelmesi yönünde bir yöntem izleyen bir hocayım. Sınıfın doluluğunu; kendimi bir ölçme, test etme yöntemi olarak kullanıyorum. Moralsiz bir şekilde, gelen arkadaşlara, diğerleri nerede diye sorduğumda “geliyorlar hocam” dediler. Gerçekten bir beş dakika içinde yoğunluk %70 lere ulaşmıştı. Geçen haftanın değerlendirmesini yaptığımda birçoğunun verdiğim ödevi yaptıklarını gördüm. Geçen sene geri dönüşleri almıştım, hatta bir yıl sonra beni bulan, bana ulaşan mezun olmuş öğrencilerimden çok hoş mesajlar alıyordum. En son aldığım mesajı bu bölümde hiçbir değişiklik yapmadan vermek istiyorum.
ÖĞRENCİDEN HOCAYA
----- Original Message -----
From: Arzu Kara
To: info@avet.com.tr
Sent: Tuesday, May 26, 2009 10:42 AM
Subject: ÖĞRENCİNİZDEN TEŞEKKÜR....
Merhabalar Osman Hocam
Ben ARZU KARA Emirdağ Meslek Okulunda okuyordum. Nasılsınız hocam? Sizin kartınızı kaybetmiştim arkadaşlarımdan buldum. Hocam size teşekkür etmek istedim. Hani her insanın hayatında unutamayacağı dersler olur ya evet sız o dersi verdiniz bana... Okuldan mezun olduğum an hayat karşıma çıktı napacagımı bilemediğim bir anda. İş hayatına başladım sigorta şirketinde çalışıyorum aynı zamanda okula devam ediyorum. İş hayatına girdiğim an itibariyle yavaş yavaş insanların gerçek yüzleriyle karşılaştım. Sorunlar çıktı karşıma ve ben o sorunları HANI SIZIN ANLATTIGINZ AYNADA YÜZLEŞME TESTİ VARDI YA her zor anınım da ona başvurdum. Sorun bende miydi karşı tarafta mı diye. Yeri geldi bende sorun olduğunu yeri geldi karşı tarafta olduğunu buldum ve olaylara daha iyimser bakarak sorunlarım çözdüm. HANI SİZ DEMİŞTİNİZ YA ''DENEMEKTEN KORKMAYIN DİYE''' öyle bir cesaret almışım ki sizden, şimdi yapabileceğime inandığım hatta daha zorunu başarabileceğime inandığım her yola giriyorum ÇÜNKÜ BEN DENEMEKTEN KORKMUYORUM... Herkesin ihtimalle baktığı durumlara karşı ben dimdik ayakta duruyorum. Bu yüzden teşekkür etmek az kalıyor size. Geleceğime dair her kararda sizden aldığım dersi hatırlayıp yoluma öyle devam edeceğim. BU YÜZDEN SİZE MİNNETTARIM.
SAYGILARIMLA ARZU KARA
HOCASINDAN ÖĞRENCİSİNE
Yazdıkların beni çok duygulandırdı. Hatırlarsan bir kaçınıza dokunabilsem bana yeter derdim. Sana dokunmuş olmak beni inanılmaz mutlu etti. Lütfen iletişimi koparma, karar verme sürecinde, daraldığında size verdiğim reçeteyi uygulamaktan çekinme.
Bana gurur verdin, yaptıklarımı anlamlı kıldın.
Özel teşekkürlerimle.
Haberleşme adresim. plastikguvenlik@hotmail.com
Aşağıda grup adresim var
http://groups.google.com.tr/group/osman-hocadan-ders-alanlar?lnk=srg&hl=tr
Mesajlar elbette güzel, daha güzel olanı başarı öykülerini, mesajlarla değil birebir yaşayabilmek, onlardaki gelişimi yakından görebilmek, hatta gelişmelerinin içinde rol alabilmek, burada anlatacağım örnek olay bu son seminerimden sonra yaşadığım şeyler.
Ders sonrası üç genç kız geldi yanıma, “hocam önümüzdeki hafta okulumuzda geleneksel pilav günü var, biz bu pilav gününde bir şey yapmak istiyoruz; farklılaşmak, hiç denemediğimiz bir şeyi denemek, o seminerde anlattığınız gibi alelade tanımsız balıklar gibi değil, akvaryum dışına çıkmaya çalışan farklı balıklar gibi olmak istiyoruz” dediler. Korktuklarını, ama önder olursam denemek istediklerini anlattılar. “Gelin bunu bir girişimcilik projesine çevirelim ve olması gereken süreci işletme derslerinde öğrendiğimiz öğretilere uygun yapalım” dedim. Önce konuyu belirleyelim ve bunu proje haline getirelim dediğimde, Hülya “ hocam bardakta mısır satabilir miyiz” diye sordu. Neden olmasın, niçin denemiyorsunuz gibi klasik sorulardan sonra bana nasıl yapacağınızı, nelerin gerekli olduğunu tanımlayınız ve detaylandırınız dedim. Cumartesi Emirdağ’ından telefon aldım;
— Hocam, mısır satışı yapabileceğimiz aracı bulduk. Bir gün için 40 TL’ye pazarlık yaptık. Benle birlikte dört arkadaş biz bu işi yapacağız. Satış için gerekli olan malzemelerin listesini çıkardık, bunlar içersinde en önemlisi olan mısırı Emirdağ’da bulamadık.
— Ben Eskişehir’de araştırır size bilgi veririm. Toplam yatırım tutarınız ne kadar, ne kadar satış hâsılatı planlıyorsunuz. Mısırın hazırlanması, satışında kullanılacak malzemeler ve diğer detayları yazıya dökerek bana aktarır mısınız?
— Biz sabaha kadar çalıştık, internette yapılacak bütün araştırmaları yaptık. Mısır hariç 90 TL’lik bir yatırımımız olacak. 600 bardak ve bardağı 2 TL’den satış planlıyoruz.
— 600 bardak için ne kadar mısır gerekli.
— Hocam 40 ya da 50 kilo gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Telefonu kapattığımda hissettiklerimi tanımlamak, kelimelerle sizlere aktarmak inanın çok zor. Aklımda kalan tek cümle “işte dokundum, birilerini daha değiştiriyorum”.
Çarşamba günü bir toplantı için Ankara’ya gitmek zorunda kaldım. Eskişehir otogarı, AŞTİ nerede mısırcı bulursam mısır alıyor, sohbet ediyor detay öğreniyordum. Bu sohbetlerde sütlü mısırın şoklanmış olarak satıldığını, servisinin soğutucu araçlarla yapıldığını öğrendim. Afyonu arayıp genç girişimcilere bu malzemeyi Afyon’dan almalarını, 70 km. mesafede sıcağın etkilemeyeceğini anlattım. Gelen cevap onlar içinde, benim içinde bir yıkımdı. Afyonda bu ürünü bulamamışlardı.
Ankara’da birlikte çalıştığım arkadaşlarımı aradım, ürünü buldum ve ilk araba ile 40 kilo mısırı ısıdan koruyan paketlerin içersinde Emirdağ’a göndermek üzere AŞTİ’ye geldim. O an projeyi riske atmamak için ürünü göndermek yerine, ürünü kendim götürmeye karar verdim. Gece 10.30, Emirdağ’da gökler yarılıyor, ilçeyi sel götürüyordu. Araç Afyon’a devam edeceği için bir sundurmanın altında beni 40 kilo mısırla indirdiler. Allah’ım nasıl bir sıkıntı, nasıl bir yorgunluk ama tüm bunların dışında sanki ilk işimi kurduğum anda yaşamış olduğum heyecanı tekrar yaşıyormuş gibi genç girişimcileri beklemeye başladım.
Sabah 10 da okula gittiğimde bir mısır arabası, üzerinde genç girişimciler tabelası, mısırın insan sağlığı üzerindeki etkilerini gösteren sloganlar, ilçede bir kurstan temin ettikleri beyaz önlükler, steril eldivenlerle dört tane pırıl pırıl genç kız. Panik içindeler tüp çalışmıyor, hemen çözüm geliştirmişler, tüpçüyü bekliyorlar. Uzaktan izledim. Neler düşünüyorlar neler hissediyorlar. Geceyi nasıl geçirdiler? Bildiğim bir gerçek var, proje için 100 lira kendi kaynaklarından yatırmışlar, bana da 200 lira borçlanmışlardı. Hem öz kaynak yaratmak için sıkıntı çekmişler, hem de yabancı kaynak için benden başka gidecek bir yer bulamamışlardı. Genç girişimcilerin, benden utanarak ama kendilerini aşarak borç istemeleri, mısıra ulaşabilmek için benle görüşmeleri, her anı olmayan konturları ile izlemeleri, bu projenin duygusal ve mücadeleci boyutlarıydı.
Proje sahaya inmiş, müşteriler gelmeye başlamış ama ürünleri ortada yoktu, yine çözümü kendileri buldular. Okul kantininden sıcak su alarak mısırın hızlı çözülmesini sağlayarak satışa başladılar. Her projenin karlılığını etkileyen ve kontrol edilemeyen dış faktörler vardır. Birçok olumsuz faktör sayılabilir ama satışlarının ikinci saatinde havanın aniden kapatması ve arkasından başlayan soğuk bir rüzgâr ve yağmur, üç gündür mükemmel giden havalar sonrası beklenmeyen bir gelişmeydi. Bu olumsuzluğa da direndiler; müşteri olmadığı halde, soğuk ve yağmur altında beklediler. Bu görüntü, sahneye çıkma cesareti gösteren, akvaryum dışına çıkan ve yeni yaşamın koşullarına direnen farklı balıkların görüntüsünü yansıtıyordu. Sırılsıklam, titreyerek mısırın buharında ıslanan genç girişimciler.
Ben ikindi vaktinde şehir merkezine inmiş, dönüş için biletimi ayarlamaya çalışmış, otelimde de biraz dinlenmiştim. Akşam beş civarında yemek için dışarıya çıktığımda zaferimi, eserimi görmenin şaşkınlığı içindeydim. Şehrin merkezinde mısır satan dört genç kız, belediye memurlarından izin almaya çalışırlarken, kuyruğa girmiş halka mısır satıyorlar. Zabıtalar onların yalvarmalarına dayanamadı ve bu gün devam edin dediler. Yanlarına gittiğimde 10 kiloluk hammaddelerini ürüne çevirmişler, henüz başa başnoktasının uzağında ama moralleri yerinde buldum. O gün beşinci ya da altıncı kez mısır siparişimi verdim. Kalan ürünü ne yapacaksınız sorusuna dördü birden,” bitene kadar buradayız” diye cevap verdiler.
20 yıldır hocalık yapıyorum, son 10 yılımı kendi projelerime adadım. Mükemmel sonuçlandırdığım projelerin yanında batırdığım, altında kaldığım birçok projem var. Her projeme inanarak girdim, inandığım her projenin sonuna kadar gittim. İnsan hiç inandığı şeyden vazgeçer mi? Sorusunu, sıkıntıya girdiğimde kendi kendime hep sordum ve cevabım hep aynı oldu. VAZGEÇMEZ…
Emirdağ’da, o ilçenin kendine has koşullarında, akşam beşten sonra yerel bıçkın gençlerden genç kızların sıkıntı çektiği o ilçede, akşamın altısında dört genç kız bağırarak mısır satıyorlardı. Bu projeyi iki gün daha sürdürdüler ve kara geçince, stoklarını minimuma getirince sonladılar. Denediler, gereğini yaptılar ve hiç vazgeçmediler.
Ben projenin benim açımdan görüneni aktardım. Bu çalışma onların bana aktaracakları ile tamamlanacak. Onlar bana değerlendirmelerini ilettiklerinde bende bu sona onları ekleyerek çift yönlü girişimci yaratmanın tüm boyutlarını sizlere ulaştıracağım.
Eskişehir yönünden ilçeye girerken ana yolun sağında, insanı etkileyen ve şiddetli bir merak uyandıran lüks villalar, biraz içerilere girince klasik bir orta Anadolu kasabasının özelliklerini taşıyan bir yerleşim. Merkezde; bir şehir meydanı, meydana çıkan beş ya da altı cadde, caddelerin derinliği yüz metreden daha az, ilçenin en yüksek yerinde ise, bir yüksek okul.
2007–2008 eğitim yılında orada görevli bir arkadaşımın daveti üzerine; hem ilçe, hem de okulla tanıştım. Okul müdürünün dışında, kariyerli çok az öğretim üyesi var, genellikle dışarıdan temin edilen öğretim görevlileri ile eğitimi sürdürmeye çalışıyorlar. Cuma günlerimi bu okula ayırmaya, bir hizmet, bana bugüne kadar yatırım yapan Devletime bir borç ödeme ve de en önemlisi kürsüye olan tutkum nedeniyle ders vermeye karar verdim. İki yıldır büyük bir keyifle bu okulda iktisat dersleri veriyorum.
Klasik bir eğitim anlayışında, programa uygun bir formatta dersini verir geçersin. Hem de üst düzeyde bir bilgiyi aktarır, 18 yıllık bir deneyimi keyifle derslerine yansıtır bir daha göremeyecekleri bir “hocayı” onlara sunar döner gelirsin. Hocalığım konusunda hiç mütevazı olmadım, görevini tam yapmak, aldığımın karşılığını vermek beni tatmin etmiyor. Her zaman daha fazlası ne olabilir, dersime giren öğrencilerimden kaçına dokunabilirim, önlerinde uzanan bin bir girdapla dolu yaşamlarında kullanabilecekleri ne tür şeyler yükleyebilirimin peşinde oldum. Geçen dönem onlardaki mutsuzluk, geleceğe bakışlarındaki karamsarlık beni çok etkilemişti. Dönem sonunda, onlara yaşamlarında kullanabilecekleri bir yol haritası hazırlamaya karar verdim. Bir seminer konseptinde, onlarla empati yaptığım “Kişisel markanı yaratmak” başlığı ile sunduğum bir çalışmanın, onlar üzerinde sihirli bir etki yaptığını fark ettim.
Bir Cuma günü öğrencilerim “Eskişehir’de bir seminer var ona katılmak istiyoruz ama maliyeti çok yüksek” dediler. Onların çaresizliği, bir şeyler yapabilme gayreti ama ekonomik çaresizlikleri beni çok etkiledi. Arkadaşlar ben bir gecemi Emirdağ’da geçirmeye varım, yarın sizlere öyle bir seminer vereceğim ki, Eskişehir’e gidenler bile pişman olacaklar dedim.
Cumartesi günü saat onda 12 de başlayacak seminerime hazırlanmak üzere okula gittim. Projeksiyonu hazırlarken üç genç kız salona girdi. “Hayırdır bu saatte ne işiniz var “ diye sorduğumda, tüm okul gelecek yer kapmaya geldik dediler. Ben 60–80 arasında bir grubun geleceğini düşünüyordum. Okul yöneticilerine kapasiteyi sorduğumda 100–120 kişiyi salona alabileceklerini söylediler. İlan edilmemiş, planlanmamış bir seminere akın akın gelmeye başladılar. Semineri 12 de başlatmayı planlamıştım fakat gelenleri yerleştirmek, diğer sınıflardan sandalye indirmek, özetle salonu düzenlemek 12.30’a kadar sürdü. İçim kıpır kıpır, birazda korkuyla gelişmeleri izliyordum. Seminerlerde en büyük korkum katılımcıların konsantrasyonumu bozma ihtimalleriydi. Sadece başlangıçta bir kez uyardım. Onuncu dakikada bir ara vereceğimi kalabalıktan ya da benden sıkılanların çıkmasına izin vereceğimi söyledim ve seminere başladım. Salonda 150–200 kişi, kapının dışından dinleyen birçok öğrenci finale kadar çıt çıkarmadan izlediler.
Muhteşem bir final yaptım, sözlerimi bitirdiğimde salonda birçok insana dokunduğumu hissediyor, gözlerindeki ışıltıdan, yüzlerindeki “ben değişeceğim”, “ben farklılaşacağım”, “ben verilen reçeteyi bu gece uygulayacağım” diyen ifadelerle bana gülümsediklerini görebiliyordum. Beni otobüse kadar onlarca öğrenci uğurlamaya geldi, mutluluktan ağlayabilirdim. İçimden ”işte bu”; enflasyondan, işsizlikten, küresel krizi anlatmaktan daha önemli bir şey yaptın, bazılarını değiştirdin dedim.
Bir hafta sonrasını iple çekiyor, seminerde önerdiğim uygulamaları, kaçının yaptığını öğrenme arzusu ile tutuşuyordum. Sınıfıma girdiğimde on-on beş öğrenciyi bulunca yıkıldım. Derslerimde devam mecburiyeti uygulamayan, gerçekten benden yaralanmak isteyenlerin gelmesi yönünde bir yöntem izleyen bir hocayım. Sınıfın doluluğunu; kendimi bir ölçme, test etme yöntemi olarak kullanıyorum. Moralsiz bir şekilde, gelen arkadaşlara, diğerleri nerede diye sorduğumda “geliyorlar hocam” dediler. Gerçekten bir beş dakika içinde yoğunluk %70 lere ulaşmıştı. Geçen haftanın değerlendirmesini yaptığımda birçoğunun verdiğim ödevi yaptıklarını gördüm. Geçen sene geri dönüşleri almıştım, hatta bir yıl sonra beni bulan, bana ulaşan mezun olmuş öğrencilerimden çok hoş mesajlar alıyordum. En son aldığım mesajı bu bölümde hiçbir değişiklik yapmadan vermek istiyorum.
ÖĞRENCİDEN HOCAYA
----- Original Message -----
From: Arzu Kara
To: info@avet.com.tr
Sent: Tuesday, May 26, 2009 10:42 AM
Subject: ÖĞRENCİNİZDEN TEŞEKKÜR....
Merhabalar Osman Hocam
Ben ARZU KARA Emirdağ Meslek Okulunda okuyordum. Nasılsınız hocam? Sizin kartınızı kaybetmiştim arkadaşlarımdan buldum. Hocam size teşekkür etmek istedim. Hani her insanın hayatında unutamayacağı dersler olur ya evet sız o dersi verdiniz bana... Okuldan mezun olduğum an hayat karşıma çıktı napacagımı bilemediğim bir anda. İş hayatına başladım sigorta şirketinde çalışıyorum aynı zamanda okula devam ediyorum. İş hayatına girdiğim an itibariyle yavaş yavaş insanların gerçek yüzleriyle karşılaştım. Sorunlar çıktı karşıma ve ben o sorunları HANI SIZIN ANLATTIGINZ AYNADA YÜZLEŞME TESTİ VARDI YA her zor anınım da ona başvurdum. Sorun bende miydi karşı tarafta mı diye. Yeri geldi bende sorun olduğunu yeri geldi karşı tarafta olduğunu buldum ve olaylara daha iyimser bakarak sorunlarım çözdüm. HANI SİZ DEMİŞTİNİZ YA ''DENEMEKTEN KORKMAYIN DİYE''' öyle bir cesaret almışım ki sizden, şimdi yapabileceğime inandığım hatta daha zorunu başarabileceğime inandığım her yola giriyorum ÇÜNKÜ BEN DENEMEKTEN KORKMUYORUM... Herkesin ihtimalle baktığı durumlara karşı ben dimdik ayakta duruyorum. Bu yüzden teşekkür etmek az kalıyor size. Geleceğime dair her kararda sizden aldığım dersi hatırlayıp yoluma öyle devam edeceğim. BU YÜZDEN SİZE MİNNETTARIM.
SAYGILARIMLA ARZU KARA
HOCASINDAN ÖĞRENCİSİNE
Yazdıkların beni çok duygulandırdı. Hatırlarsan bir kaçınıza dokunabilsem bana yeter derdim. Sana dokunmuş olmak beni inanılmaz mutlu etti. Lütfen iletişimi koparma, karar verme sürecinde, daraldığında size verdiğim reçeteyi uygulamaktan çekinme.
Bana gurur verdin, yaptıklarımı anlamlı kıldın.
Özel teşekkürlerimle.
Haberleşme adresim. plastikguvenlik@hotmail.com
Aşağıda grup adresim var
http://groups.google.com.tr/group/osman-hocadan-ders-alanlar?lnk=srg&hl=tr
Mesajlar elbette güzel, daha güzel olanı başarı öykülerini, mesajlarla değil birebir yaşayabilmek, onlardaki gelişimi yakından görebilmek, hatta gelişmelerinin içinde rol alabilmek, burada anlatacağım örnek olay bu son seminerimden sonra yaşadığım şeyler.
Ders sonrası üç genç kız geldi yanıma, “hocam önümüzdeki hafta okulumuzda geleneksel pilav günü var, biz bu pilav gününde bir şey yapmak istiyoruz; farklılaşmak, hiç denemediğimiz bir şeyi denemek, o seminerde anlattığınız gibi alelade tanımsız balıklar gibi değil, akvaryum dışına çıkmaya çalışan farklı balıklar gibi olmak istiyoruz” dediler. Korktuklarını, ama önder olursam denemek istediklerini anlattılar. “Gelin bunu bir girişimcilik projesine çevirelim ve olması gereken süreci işletme derslerinde öğrendiğimiz öğretilere uygun yapalım” dedim. Önce konuyu belirleyelim ve bunu proje haline getirelim dediğimde, Hülya “ hocam bardakta mısır satabilir miyiz” diye sordu. Neden olmasın, niçin denemiyorsunuz gibi klasik sorulardan sonra bana nasıl yapacağınızı, nelerin gerekli olduğunu tanımlayınız ve detaylandırınız dedim. Cumartesi Emirdağ’ından telefon aldım;
— Hocam, mısır satışı yapabileceğimiz aracı bulduk. Bir gün için 40 TL’ye pazarlık yaptık. Benle birlikte dört arkadaş biz bu işi yapacağız. Satış için gerekli olan malzemelerin listesini çıkardık, bunlar içersinde en önemlisi olan mısırı Emirdağ’da bulamadık.
— Ben Eskişehir’de araştırır size bilgi veririm. Toplam yatırım tutarınız ne kadar, ne kadar satış hâsılatı planlıyorsunuz. Mısırın hazırlanması, satışında kullanılacak malzemeler ve diğer detayları yazıya dökerek bana aktarır mısınız?
— Biz sabaha kadar çalıştık, internette yapılacak bütün araştırmaları yaptık. Mısır hariç 90 TL’lik bir yatırımımız olacak. 600 bardak ve bardağı 2 TL’den satış planlıyoruz.
— 600 bardak için ne kadar mısır gerekli.
— Hocam 40 ya da 50 kilo gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Telefonu kapattığımda hissettiklerimi tanımlamak, kelimelerle sizlere aktarmak inanın çok zor. Aklımda kalan tek cümle “işte dokundum, birilerini daha değiştiriyorum”.
Çarşamba günü bir toplantı için Ankara’ya gitmek zorunda kaldım. Eskişehir otogarı, AŞTİ nerede mısırcı bulursam mısır alıyor, sohbet ediyor detay öğreniyordum. Bu sohbetlerde sütlü mısırın şoklanmış olarak satıldığını, servisinin soğutucu araçlarla yapıldığını öğrendim. Afyonu arayıp genç girişimcilere bu malzemeyi Afyon’dan almalarını, 70 km. mesafede sıcağın etkilemeyeceğini anlattım. Gelen cevap onlar içinde, benim içinde bir yıkımdı. Afyonda bu ürünü bulamamışlardı.
Ankara’da birlikte çalıştığım arkadaşlarımı aradım, ürünü buldum ve ilk araba ile 40 kilo mısırı ısıdan koruyan paketlerin içersinde Emirdağ’a göndermek üzere AŞTİ’ye geldim. O an projeyi riske atmamak için ürünü göndermek yerine, ürünü kendim götürmeye karar verdim. Gece 10.30, Emirdağ’da gökler yarılıyor, ilçeyi sel götürüyordu. Araç Afyon’a devam edeceği için bir sundurmanın altında beni 40 kilo mısırla indirdiler. Allah’ım nasıl bir sıkıntı, nasıl bir yorgunluk ama tüm bunların dışında sanki ilk işimi kurduğum anda yaşamış olduğum heyecanı tekrar yaşıyormuş gibi genç girişimcileri beklemeye başladım.
Sabah 10 da okula gittiğimde bir mısır arabası, üzerinde genç girişimciler tabelası, mısırın insan sağlığı üzerindeki etkilerini gösteren sloganlar, ilçede bir kurstan temin ettikleri beyaz önlükler, steril eldivenlerle dört tane pırıl pırıl genç kız. Panik içindeler tüp çalışmıyor, hemen çözüm geliştirmişler, tüpçüyü bekliyorlar. Uzaktan izledim. Neler düşünüyorlar neler hissediyorlar. Geceyi nasıl geçirdiler? Bildiğim bir gerçek var, proje için 100 lira kendi kaynaklarından yatırmışlar, bana da 200 lira borçlanmışlardı. Hem öz kaynak yaratmak için sıkıntı çekmişler, hem de yabancı kaynak için benden başka gidecek bir yer bulamamışlardı. Genç girişimcilerin, benden utanarak ama kendilerini aşarak borç istemeleri, mısıra ulaşabilmek için benle görüşmeleri, her anı olmayan konturları ile izlemeleri, bu projenin duygusal ve mücadeleci boyutlarıydı.
Proje sahaya inmiş, müşteriler gelmeye başlamış ama ürünleri ortada yoktu, yine çözümü kendileri buldular. Okul kantininden sıcak su alarak mısırın hızlı çözülmesini sağlayarak satışa başladılar. Her projenin karlılığını etkileyen ve kontrol edilemeyen dış faktörler vardır. Birçok olumsuz faktör sayılabilir ama satışlarının ikinci saatinde havanın aniden kapatması ve arkasından başlayan soğuk bir rüzgâr ve yağmur, üç gündür mükemmel giden havalar sonrası beklenmeyen bir gelişmeydi. Bu olumsuzluğa da direndiler; müşteri olmadığı halde, soğuk ve yağmur altında beklediler. Bu görüntü, sahneye çıkma cesareti gösteren, akvaryum dışına çıkan ve yeni yaşamın koşullarına direnen farklı balıkların görüntüsünü yansıtıyordu. Sırılsıklam, titreyerek mısırın buharında ıslanan genç girişimciler.
Ben ikindi vaktinde şehir merkezine inmiş, dönüş için biletimi ayarlamaya çalışmış, otelimde de biraz dinlenmiştim. Akşam beş civarında yemek için dışarıya çıktığımda zaferimi, eserimi görmenin şaşkınlığı içindeydim. Şehrin merkezinde mısır satan dört genç kız, belediye memurlarından izin almaya çalışırlarken, kuyruğa girmiş halka mısır satıyorlar. Zabıtalar onların yalvarmalarına dayanamadı ve bu gün devam edin dediler. Yanlarına gittiğimde 10 kiloluk hammaddelerini ürüne çevirmişler, henüz başa başnoktasının uzağında ama moralleri yerinde buldum. O gün beşinci ya da altıncı kez mısır siparişimi verdim. Kalan ürünü ne yapacaksınız sorusuna dördü birden,” bitene kadar buradayız” diye cevap verdiler.
20 yıldır hocalık yapıyorum, son 10 yılımı kendi projelerime adadım. Mükemmel sonuçlandırdığım projelerin yanında batırdığım, altında kaldığım birçok projem var. Her projeme inanarak girdim, inandığım her projenin sonuna kadar gittim. İnsan hiç inandığı şeyden vazgeçer mi? Sorusunu, sıkıntıya girdiğimde kendi kendime hep sordum ve cevabım hep aynı oldu. VAZGEÇMEZ…
Emirdağ’da, o ilçenin kendine has koşullarında, akşam beşten sonra yerel bıçkın gençlerden genç kızların sıkıntı çektiği o ilçede, akşamın altısında dört genç kız bağırarak mısır satıyorlardı. Bu projeyi iki gün daha sürdürdüler ve kara geçince, stoklarını minimuma getirince sonladılar. Denediler, gereğini yaptılar ve hiç vazgeçmediler.
Ben projenin benim açımdan görüneni aktardım. Bu çalışma onların bana aktaracakları ile tamamlanacak. Onlar bana değerlendirmelerini ilettiklerinde bende bu sona onları ekleyerek çift yönlü girişimci yaratmanın tüm boyutlarını sizlere ulaştıracağım.
BAHSİ GEÇEN SEMİNERDEN BİR BÖLÜM
Do you need personal loan for business ? if you are interested contact this email: xavigeradloanfirm@yahoo.com for your loan transfer. we gives loan at 3% rate.
YanıtlaSilAm xavi Gerad jude, Aiicco inssurance plc bir temsilcisi.
Size bir kredi ihtiyaci varsa bugün e-posta yoluyla bugün bize ulasin, istediginiz kredi ile size yardimci olabilir: (xavigeradloanfirm@yahoo.com)
Yilbasi kredileri% 3 faiz orani sadece avelable vardir. Ciddi basvuran, ancak daha fazla bilgi için irtibata geçiniz. Biz renging krediler
sunuyoruz 300,000 sadece US $ Euro ve pound 50,000.000 için.
Biz dahil kredi her türlü teklif
Bireysel krediler:
Isletme Kredileri:
Ögrenci Kredileri:
Insaati krediler:
Ev kredileri:
Is expandsion krediler:
Borç konsolidasyonu kredi:
Biz hizli ve dinamik test edilmis ve güvenilir bulunmaktadir.
Daha fazla bilgi için (xavigeradloanfirm@yahoo.com): E-posta Iletisim.
Sr Gerad jude